COCO CHANEL’DEN ÖNCE - COCO AVANT CHANEL
6 KASIM 2009’DA SİNEMALARDA
KONU:
Kız kardeşiyle birlikte Fransa’nın orta kesimlerinde bir yetimhaneye gönderilen ve her Pazar boş yere babasının onu almaya gelmesini bekleyen küçük bir kız... Pek de iyi olmayan sesiyle sarhoş askerlere şarkı söyleyen bir kabare göstericisi... Bir taşra terzisinde, kıvrım kenarları diken mütevazi bir dikişçi... Koruyucusu Etienne Balsan’ın, yozlaşmış kişilerden uzakta bir sığınak sunduğu genç ve sıska bir hayat kadını... Kimsenin karısı olmayacağını bilen, aşkına karşılık veren Boy Capel ile bile evlenmeyi reddetmiş aşık bir kadın... Yaşadığı dönemin adetlerini baskıcı bulan ve sevgililerinin kıyafetlerini giyen bir asi... Bu hikaye, hayata inatçı bir yetim olarak başlayan, olağanüstü bir yolculuk sonunda modern kadının sembolü ve zamansız bir başarı simgesi haline gelecek efsanevi modacı Gabrielle Chanel’in hikayesi.
YAPIM AŞAMASI
Coco Chanel adı, yönetmen Anne Fontaine’i çok uzun bir süredir büyülemekteydi. “Beni ilgilendiren moda değil, bu olağan üstü kadının kişiliğiydi. Kendi kendisini yetiştirmiş olması beni özellikle etkiledi. Fransız taşrasından gelen, yoksul, eğitimsiz bir kız, olağanüstü kişiliği sayesinde zamanının çok ötesinde biri olarak ortaya çıktı.” diyor Fontaine. Bu konu hakkındaki ilham kıvılcımlarının ortaya çıkmasından yıllar sonra, Fontaine’nin karşısına bu efsanevi kadın hakkında bir film yapma fırsatı ortaya çıktı. “Hayatının ilk dönemlerine, eğitim yıllarına yani Chanel’in daha müthiş kaderini anlamamış olduğu dönemi ele almanın mümkün olup olmadığını düşündüm. Bu yüzden geçmişe gittim, Edmonde Charles-Roux’nun Chanel hakkında yazdığı biyografiyi okudum. Geçmişe ait bir şeyler bulmak zordu. Bir diğer zorluk da, böyle bir karakteri taşıyabilecek, Chanel’in basit bir taklidinden daha öte birisi olabilecek bir aktris bulmaktı.” Aklına ilk gelen isim delici bakışlara sahip başarılı oyuncu Audrey Tautou oldu. “Audrey’le ilk karşılaşmamızda, onun irade gücü, atılganlığı ve insanı delip geçen bakışları beni büyüledi.” diyor Fontaine. “Chanel her şeye bakardı. Onun kültürü bilgiye değil, gözleme dayanıyordu. Audrey’le tanıştığımda daha senaryonun ilk satırını bile yazmamıştım fakat bana güvenirse ve yapım için Chanel’in çıraklık yıllarına yoğunlaşılırsa ilk dönem filmimin macerasına başlayabileceğimi biliyordum.” Tautou da aynı şekilde Chanel’den çok etkilenmişti ve uzun zamandır adının geçtiği bu rol açısından Fontaine’in düşünceleri onu hemen esir aldı. “Bu perspektife sahip bir teklif gelmesini umuyordum çünkü bu karakterin modernliği, onun ruhu, kadınlara açtığı kapılar beni büyülemişti.” diyor Tautou. “Ayrıca Anne Fontaine konuyu nasıl ele almayı düşündüğünü açıkladığında, hemen kabul ettim. Anne, bana bu rolün farklı yönlerini araştırmama, Chanel’in kişiliğini geliştirmeme imkan tanıdı. Onun duygularını, hassas, şirin ve aynı zamanda emredici ve gururlu olmasını. Bu filmi bir kadının yönetiyor olması, o günlerde “zayıf cinsiyet”ten biri olmanın zorluklarını yansıtmak açısından büyük bir avantaj. Anne Fontaine’in zekası, zarafeti, karakterle ilgili global perspektifi ve hikaye, filmin yapımında çok büyük bir rol oynadı.” Bu iddialı yapımı tamamlamak ve Coco Chanel’in ilk yıllarını yansıtmak amacıyla Fontaine, kreatif departmanlara tanınmış ve saygı gören isimleri bir araya getirmekte kararlıydı. “İlk kez bir dönem filmi çekiyordum, bu yüzden bu alanlarda tecrübeli kişilerle çalışmak istedim.” Fontaine ekibinden önemli kişilerle birlikte ön çalışmalar yaptı ve hikayenin geçtiği dönemde çekilen bazı müthiş filmlerin incelenmesini istedi. “Bazıları hala klasik konumunda, bazılarını ise yetenekli yönetmenler çekmiş fakat şimdi o filmlere eski gözüyle bakılıyor.” diyor Fontaine. “Tarihi film çekmek son derece zordur çünkü tür olarak televizyon filmine yaklaşma tehlikesi vardır. Dönem filmlerinin dezavantajlarına kapılmamak amacıyla en baştan itibaren bu konuda titiz davrandık.” Fontaine, daha önce “The Lover”, “Queen Margot”, “Lucie Aubrac” ve “Gabrielle” (2006 César Ödülü Sahibi) filmlerinin set sorumluluğu yapmış olan Olivier Radot ile yaptığı ilk görüşmede estetik açıdan uzalaşacaklarına inanmış, Radot’tan çok etkilenmiş. Coco Chanel’in hayatını ayrıntısıyla inceyen Radot: “O döneme değil de, daha çok konuya odaklanmanız, yarattığınız dünyayı hikayeye, duygulara ve yönetmenin bakış açısına yönlendirmeye dikkat etmelisiniz.” diyor . “Bir filme yoğunluk katan budur. Bende arşivleri kopyalamak yerine, yorumlamak, dönüştürmek ve yaşananların özünü, duyguları korumak isterim. Chanel’in çıraklık yıllarına dair çok az belge var. Sonunda, onun yaratıcılığını etkileyen şeylerin kaynağını gösteren şeyler buldum. Yetimhane setlerine özellikle önem verdik ve o günlerin siyah ve beyaz görünümünü vurguladık. Siyah etek, beyaz bluzlu Aubazine forması da onun tarzını etkiledi. Bu sadelik, Coco Chanel’in Maison Chanel merdivenlerinde bir defileyi seyrettiği sırada ortaya çıkıyor.” Fontaine ilk setin, Chanel’in büyüdüğü yetimhanenin, Moulins’de kız kardeşiyle sahne aldıkları kabarenin, baskı duygusunu verecek şekilde çekilmesini istiyordu. Coco, Royallieu’de Etienne Balsan’ın şatosuna geldiğinde ise özgürlük havası olmalıydı ve bu, Aubazine’deki ciddiyetle tam bir tezat oluşturacaktı. “Çok sayıda şato gezdik fakat sonunda ilk gördüğümüzü seçtik!” diyor Radot. “Bazıları çok sade, bazıları çok gösterişliydi. Sonunda 18. yüzyıldan kalma Millemont şatosunu seçtik, beyaz iç mekanı ve şık sadeliği Coco’ya ilham verebilecek bir mekandı. Balsan’ın yaşadığı bu ortamda dünyayı keşfetti.” Yönetmenin, yapım tasarımcısıyla paylaştığı bir diğer endişe ise, filmin tamamen Fransa’da çekilmesini sağlayacak mekanlar bulmaktı. “Chanel, Fransız zarafetini simgeliyor.Karakter o kadar Parisli ki, Fransa’da çekim yapamamak yazık olurdu.” Fontaine ve Radot, filme doğallık katmak için yaratıcı yollar bulma konusunda da işbirliği yaptı. “Anne’in belirgin özelliklerinden biri, işe yaramaz yöntemlere başvurmayı reddetmesidir. Çok sayıda figüranın kullanıldığı görkemli sahnelerde, doğal ve gerçek koşulları, çok geniş açılara tercih etmektedir. Kadrajın dışında bir şeylerin olduğunu hissetmek, daha yoğun bir duygu veriyor. Anne daha büyük ve görkemli sahneler yerine minyatür ve doğal etkiden yana. Onunki çok modern bir yaklaşım. Benzer bir şekilde kabarenin renkli, kaba ortamını da daha sade gösterdik. Paris’teki koyu kaplamalı American Café’ye göre kurdum seti. Matmazel Coco Chanel’in bulunduğu bir ortam olacağı için kasvetli olması gerektiğini düşündük.” Radot bu sayede hayal ettiği her şeyin gerçekleştiğini gördü. “Tuhafiyecide yaptığımız çekimi hatırlıyorum, Paris’te geçen bir setti ve Chanel’in ilk başarısının gerçekleştiği mekandı. Audrey Tautou’yu yeni bir saç stili, dudaklarında sigara, şapkasını düzeltirken gördüğümde, gerçekten Coco Chanel’e baktığım izlenimine katıldım. İnanılmazdı!”
